2026/9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi: Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı (2026–2030)

21 Ağu 2026 Duyurular

18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nde, 20/8/2021 tarihli ve 31574 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2021/18 sayılı Genelge ile yürürlüğe giren Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021-2025) sürecinde önemli kazanımlar elde edildiği; yapay zekanın küresel ekonomiyi, kamu hizmetlerini ve üretim modellerini yeniden şekillendirdiği mevcut dönemde, teknolojik egemenlik, rekabet gücü ve sürdürülebilir dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda ulusal vizyonun güncellenmesi ihtiyacının doğduğu belirtilmiştir.

Bu doğrultuda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının koordinasyonunda; kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı (2026-2030) hazırlanmıştır.

Plan; insan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri esas alınarak, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” yaklaşımı çerçevesinde oluşturulmuştur.

Plan metni, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının resmi internet sitesinde yayımlanmış olup (https://www.sanayi.gov.tr/yapayzekaeylemplani ), Genelge ile tüm kamu kurum ve kuruluşlarının Plan kapsamında kendilerine verilen görev ve sorumlulukları titizlikle yerine getirmeleri talimatlandırılmıştır.

Genelge metninin tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz :
(https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260818-8.pdf  )

KVK Kurulu’ndan Sadakat Kart Uygulamalarına İlişkin İlke Kararı: 6 Aylık Uyum Süresi 6 Ay Daha Uzatılarak 28 Şubat 2027’ye Ertelendi

13 Ağu 2026 Duyurular

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”), sadakat kart üyeliği bulunan bir kişinin cep telefonu numarasının veya sadakat kart numarasının üçüncü bir kişi tarafından alışveriş esnasında kullanılması hakkında 11.02.2026 tarihli ve 2026/266 sayılı İlke Kararı kapsamında veri sorumlularına tanınan 6 aylık uyum süresini 6 ay daha uzatarak 28.02.2027 tarihine kadar uzatmıştır.

Kurul tarafından 11.02.2026 tarihli ve 2026/266 sayılı İlke Kararı ile; gıda, kozmetik, teknoloji, yapı market ve giyim başta olmak üzere çeşitli sektörlerde uygulanan sadakat kart sistemlerinde, sadakat kartı sahibinin bilgisi ve rızası dışında cep telefonu numarası veya sadakat kart numarasının üçüncü kişiler tarafından kasada kullanılması uygulaması incelenmiştir.

Kurul, herhangi bir doğrulama mekanizması bulunmaksızın gerçekleştirilen bu tür işlemlerin, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“Kanun”) 5’inci maddesinde düzenlenen veri işleme şartlarına dayanmadığını değerlendirmiştir. Ayrıca, başkası adına fatura düzenlenmesi veya hatalı müşteri işlem verilerinin işlenmesinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan “doğru ve gerektiğinde güncel olma” ilkesine aykırılık teşkil edebileceği; üyelik sözleşmelerinde kullanıcılara sorumluluk yüklenmesinin ise veri sorumlularının Kanun’un 12’nci maddesi kapsamındaki kişisel veri güvenliğini sağlama yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir.

Bu kapsamda Kurul, üyelik oluşturma, puan kazanımı, puan kullanımı ve indirimlerden yararlanma gibi tüm süreçlerde işlemlerin ilgili kişinin bilgisi ve rızası dahilinde gerçekleştirildiğini doğrulayacak uygun doğrulama mekanizmalarının oluşturulmasına ve doğrulamasız alışveriş imkânı sağlayan uygulamalara son verilmesine karar vermiştir.

İlke Kararı kapsamında veri sorumlularına gerekli doğrulama mekanizmalarını oluşturabilmeleri amacıyla, kararın 28.02.2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 6 aylık bir uyum süresi tanınmıştı. Bu sürenin normal şartlarda 28.08.2026 tarihinde sona ermesi öngörülüyordu. Ancak Kurul, perakende ve hizmet sektörlerinden gelen talepleri dikkate alarak mevcut uyum süresinin uzatılmasını değerlendirmiştir.

Dolayısıyla, sadakat kart uygulamalarında doğrulama mekanizmalarının oluşturulması ve doğrulamasız alışveriş imkânı sağlayan uygulamaların sona erdirilmesi bakımından veri sorumlularının 28.02.2027 tarihine kadar İlke Kararı’na uyum sağlaması gerekmektedir.

Kurul Kararının tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260228-5.pdf

7589 Sayılı Torba Kanun Çerçevesinde Türk Yargı Sisteminde Yapılan Reformlar ve Yansımalara Dair Özet Bilgilendirme

10 Ağu 2026 Duyurular

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (kamuoyunda bilinen adıyla 12. Yargı Paketi), Türk mevzuatında geniş kapsamlı düzenlemeleri beraberinde getirmiştir. Başlıca; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu olmak üzere, yargı usulüne yön veren temel kanunlarda değişiklikler yapılmıştır.

Bu değişiklikler hakkındaki kapsamlı özete, aşağıdaki bağlantıya tıklayarak erişebilirsiniz:
https://www.kkhukuk.com/wp-content/uploads/2026/08/7589-SAYILI-KANUNA-DAIR-OZET-BILGILENDIRME_KKHUKUK.pdf

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan Kamu Kurumlarının İnternet Ortamındaki Kişisel Veri Paylaşımlarına İlişkin Yeni İlke Kararı

28 Tem 2026 Duyurular

Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından 01/07/2026 tarihinde alınan ve 28 Temmuz 2026 tarihli, 33323 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan 2026/1301 sayılı İlke Kararı, kamu tüzel kişiliğini haiz veri sorumlularının internet ortamındaki kişisel veri paylaşımlarına ilişkin önemli düzenlemeler içermektedir.

Yapılan incelemelerde; belediyeler, il özel idareleri, üniversiteler ve benzeri kamu kurum ve kuruluşlarının internet sitelerinde yayımladıkları belgelerde ad, soyadı, anne ve baba adı, yaş, T.C. kimlik numarası, adres, cep telefonu, doğum yeri, meslek, unvan, taşınmaz bilgileri, KPSS puanı, sınav ve kura sonuçları, başarı puanı, eski hükümlülük durumu gibi pek çok kişisel veriye yer verdikleri tespit edilmiştir. Kurul tarafından, belgelerin internet ortamında yayımlanması, verilerin açıklanması ve üçüncü taraflarca elde edilebilir hale gelmesi sonucunu doğurduğundan doğrudan bir kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilmektedir.

Kurul, internet ortamında gerçekleştirilecek veri işleme faaliyetlerinde 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun’un (“Kanun”) 5. ve 6. maddelerinde belirtilen veri işleme şartlarına uygun hareket edilmesinin zorunlu olduğunu hatırlatmış; geçerli bir veri işleme şartı bulunmadığı takdirde kişisel verilerin internet ortamında paylaşılmasının hukuka aykırılık teşkil edeceğini belirtmiştir. Bu kapsamda, hukuka aykırılık teşkil etmemesi adına Kurul;

  • Veri işleme şartının bulunması halinde dahi Kanun’un 4. maddesinde yer alan genel ilkelere riayet edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Bu kapsamda, “amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesi uyarınca yalnızca amacın gerçekleşmesini sağlayacak asgari düzeyde veri paylaşılması, gerekli olmayan verilerin engellenmesi, maskelenmesi veya imha edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, “ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” ilkesi gereğince paylaşımların erişim süresinin önceden belirlenmesi ve bu süre sonunda erişimin sonlandırılması gerektiğini vurgulamıştır.
  • Veri sorumlularının, Kanun’un 10. maddesinden kaynaklanan aydınlatma yükümlülüğünü ilgili Tebliğ hükümlerine uygun şekilde yerine getirmek ve bu yükümlülüğün yerine getirildiğini ispat etmekle mükellef olduklarını belirtmiştir.
  • Kanun’un 12. maddesi uyarınca internet ortamındaki paylaşımların yüksek risk taşıdığını vurgulamış; bu nedenle gerekli idari ve teknik tedbirlerin alınması, kurum içi denetim mekanizmalarının işletilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca, internet ortamında yer alan ve geçerli bir veri işleme şartına dayanmayan veya Kanun’un genel ilkelerine aykırı nitelik taşıyan paylaşımların derhal kaldırılması ya da maskelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
  • Veri işleme şartı ortadan kalkan kişisel verilerin ise Kanun’un 7. maddesi ile Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
  • Sınav, kura ve başvuru sonuçlarının ilanında ilgili kişilerin denetim hakkını sağlayacak yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini, somut olayın özellikleri aksini gerektirmedikçe sonuçların herkese açık genel listeler halinde yayımlanmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda, söz konusu sonuçların e-Devlet platformu veya çift faktörlü kimlik doğrulaması içeren kapalı sistemler üzerinden, yalnızca ilgili kişinin kendi sonucuna erişebileceği şekilde paylaşılmasının uygun olacağını vurgulamıştır. Ayrıca, süreçten sorumlu çalışanlar başta olmak üzere tüm personele yönelik KVKK farkındalık ve eğitim çalışmalarının yürütülmesinin önemine dikkat çekmiştir.

Kurul, söz konusu kuralların yalnızca internet siteleriyle sınırlı olmadığını; kurum içi ve kurumlar arası yazışmalar, e-postalar, kapalı elektronik ortamlar ile pano ve ilan tahtalarında gerçekleştirilen veri işleme faaliyetleri bakımından da aynı yükümlülüklerin geçerli olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, anılan yükümlülüklere aykırı hareket edildiğinin tespiti halinde veri sorumluları hakkında Kanun kapsamında öngörülen idari yaptırımların uygulanacağını vurgulamış ve bu hususları İlke Kararı ile kamuoyuna duyurmuştur.

Karar metninin tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260728-6.pdf 

Kişisel Verilerin İşlenmesinde Aydınlatma ve Açık Rıza Metinlerinin Ayrıştırılmasına İlişkin Yeni İlke Kararı

25 Mar 2026 Duyurular

24 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2026/347 sayılı Kişisel Verilerin İşlenmesinde Aydınlatma ve Açık Rıza Metinlerinin Ayrı Düzenlenmesine İlişkin İlke Kararında, kişisel verilerin işlenmesi sürecinde veri sorumluları tarafından sunulan aydınlatma ve açık rıza metinlerinin iç içe geçmesinin en sık karşılaşılan hukuka aykırılıklardan biri olduğunu tespit ederek bu belgelerin ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiğini hüküm altına almış, birbirinden ayrı metinler aracılığıyla yerine getirmeleri zorunlu kılınmıştır

Anayasa’nın 20’nci maddesi ve 6698 sayılı Kanun’un 5, 6 ve 10’uncu maddeleri uyarınca aydınlatma yükümlülüğü, ilgili kişinin talebine veya onayına bağlı olmaksızın her durumda yerine getirilmesi gereken bir bilgilendirme faaliyetiyken; açık rıza, belirli bir konuya ilişkin özgür iradeyle açıklanan ve bilgilendirilmeye dayanan bir onay işlemidir. Bu doğrultuda veri sorumluları, aydınlatma ve açık rıza metinlerini aynı sayfa üzerinde sunsalar dahi mutlaka farklı başlıklar altında yapılandırmalı; aydınlatma metinlerinin sonunda “okudum ve kabul ediyorum” gibi rıza anlamına gelen ifadeler yerine sadece bilgilendirme yapıldığını teyit eden “okudum ve anladım” beyanına yer vermelidir. Ayrıca, başka veri sorumlularına ait metinlerin kopyalanarak kullanılması, metinlerin gereksiz teknik ve hukuki terimlerle uzatılması, muğlak ifadeler barındırması ve Kanun’un 11’inci maddesinde yer alan ilgili kişi haklarının özetlenmek yerine madde metninin aynen kopyalanması gibi hatalardan kaçınılması gerektiği; bunun yerine her veri sorumlusunun kendi organizasyonel yapısına özgü, sade ve anlaşılır bir dil benimsemesi gerektiği belirtilmiştir. Veri sorumlusunun unvanı, MERSİS numarası ve iletişim bilgilerinin açıkça belirtilmediği veya aydınlatma yükümlülüğünün bir onay şartına bağlandığı uygulamaların hukuka aykırı olduğu tespit edilmiştir. (Kurul kararının sonunda ek olarak iyi uygulama ve kötü uygulama şablonları eklenmiştir).

Sonuç olarak, bu usul ve esaslara uyulması Kanun’un 12’nci maddesi kapsamında veri güvenliğini sağlamaya yönelik zorunlu bir idari tedbir olarak değerlendirilmiş olup, aykırılık durumunda veri sorumluları hakkında Kanun’un 18’inci maddesi uyarınca idari işlem tesis edileceği kamuoyuna ilan edilmiştir.

Kurul kararına bağlantıdan ulaşabilirsiniz: (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/03/20260324-3.pdf )

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun Sadakat Kart Programlarına İlişkin İlke Kararı

2 Mar 2026 Duyurular

28 Şubat 2026 tarihli ve 33182 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun Sadakat Kart Programlarına ilişkin Kararı uyarınca; perakende ve hizmet sektörlerinde yaygın bir uygulama olan, alışveriş esnasında bizzat ilgili kişinin mevcudiyeti aranmaksızın sadece cep telefonu numarası veya sadakat kart numarası beyan edilerek indirim, puan kazanımı veya promosyonlardan faydalanılması yöntemi, herhangi bir kimlik doğrulama mekanizması içermediği gerekçesiyle hukuka aykırı bulunmuştur.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) tarafından yapılan değerlendirmede, üçüncü kişilerin sadece numara beyan ederek başkasının üyeliği üzerinden işlem yapmasının 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“Kanun”) 5. maddesinde yer alan veri işleme şartlarından hiçbirine dayanmadığı, bu durumun hem hukuka aykırı veri işlenmesine hem de ilgili kişinin rızası dışında veri sorumlusu nezdinde kayıt oluşturulmasına sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, başkasının gerçekleştirdiği alışverişe dair satın alınan ürün, tarih ve mağaza lokasyonu gibi hassas müşteri işlem detaylarının asıl kart sahibinin hesabına işlenmesinin ve faturanın bu kişi adına düzenlenmesinin, Kanun’un 4. maddesinde düzenlenen verilerin “doğru ve gerektiğinde güncel olma” ilkesini doğrudan ihlal ettiği açıkça vurgulanmıştır.

Veri sorumlusu şirketlerin, sadakat kart üyelik sözleşmelerine “kartın kullanım ve muhafaza sorumluluğu üyeye aittir” şeklinde hükümler ekleyerek sorumluluğu müşteriye yansıtmaya çalışmalarının, Kanun’un 12. maddesi kapsamındaki teknik ve idari tedbirleri alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı ifade edilerek; veri güvenliğini sağlamak amacıyla SMS yoluyla tek kullanımlık doğrulama kodu (OTP) gönderilmesi, mobil uygulama üzerinden dinamik QR kod/barkod okutulması, fiziki kartın ibrazı veya kasa cihazına şifre girişi gibi yöntemlerin yanı sıra, hangi işlemlerin (sadece puan kazanma veya sadece indirim) doğrulamasız yapılabileceğine dair müşteriye “opt-in” (seçimlik onay) tercihlerinin sunulması gibi katmanlı doğrulama mekanizmalarının tesisi zorunlu kılınmıştır.

Bu doğrultuda, söz konusu İlke Kararı ile tüm veri sorumlularına kararın yayımı tarihinden itibaren altı aylık bir uyum süresi tanınmış olup, 28 Ağustos 2026 tarihine kadar gerekli teknik altyapıyı oluşturmayan ve kontrolsüz numara beyanı ile işlem yapmaya devam eden işletmeler hakkında Kanun’un 18. maddesi hükümleri uyarınca ağır idari para cezalarının uygulanacağı hususu kamuoyuna bildirilmiştir.

Karar metninin tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz:  (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260228-5.pdf )

Süreli Teminatla İcranın Durdurulması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali: Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.2025 Tarihli Kararı

26 Şub 2026 Duyurular

Anayasa Mahkemesinin 15/10/2025 tarihli ve 2019/17045 başvuru numaralı kararı ile yargı kararıyla hüküm altına alınan bir alacağın, usulüne uygun olmayan bir teminatla icrasının durdurulması neticesinde mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Başvurucu, 2013 yılında Batman İş Mahkemesinde açtığı işçilik alacakları davasını kazanmış ve yaklaşık 70.476 TL tutarında ilamlı icra takibi başlatmıştır. Davalı şirketlerden biri, kararı tehiri icra talepli olarak temyiz etmiş ve bu süreçte Yargıtaydan karar getirebilmek için icra müdürlüğüne 83.811,62 TL bedelli bir banka teminat mektubu sunmuştur. Sunulan bu teminat mektubunun sadece bir yıl süreli olduğu anlaşılmıştır. Batman İcra Mahkemesi bu süreli teminatı kabul etmiş, buna istinaden icra dairesi tarafından mehil vesikası düzenlenmiş ve bu tarihten itibaren 60 gün süreyle mehil vermiştir.

İcra ve temyiz süreci devam ederken başvurucu, Asliye Hukuk Mahkemesinden ilama dayanarak ihtiyati haciz talep etmiştir ve bu talebi mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Davalılardan teminat mektubu sunan davalı, ihtiyati haciz kararına karşı İcra Mahkemesine şikâyet yoluyla başvurmuş ve teminat mektubu sunduğundan hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Neticede başvurucunun alacağını güvence altına almak için daha önce koydurduğu ihtiyati hacizler de dosyadaki teminat gerekçe gösterilerek kaldırılmıştır. Başvurucunun, yeniden değerlendirilmesi yönündeki talepleri ise sonuçsuz kalmıştır.

Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede, İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca teminatın kesin ve süresiz olması gerektiğini, süreli bir teminatın kabul edilmesinin alacaklıyı korumasız bıraktığını vurgulamıştır. Kararın verildiği 2014 yılından onandığı 2019 yılına kadar geçen 4 yıl 6 aylık süreçte, usulüne uygun olmayan teminat nedeniyle icra sürecinin ilerlemediği ve başvurucunun alacağına kavuşmasının engellendiği tespit edilmiştir. Bu durumun, borçlu lehine avantaj sağlarken alacaklı aleyhine ölçüsüz bir külfet yüklediği ve taraflar arasındaki adil dengeyi bozduğu belirtilmiştir. Neticede Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. İhlalin sonuçlarının tazminatla giderilmesi uygun görülerek, başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ile 30.364,60 TL yargılama giderinin ödenmesine hükmedilmiştir. Maddi tazminat talebi ise icra takibi halen devam ettiği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Kararın tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260226-6.pdf

Mobil Uygulamalardaki Anlık Bildirimler ve Veri İşleme Faaliyetleri Hakkında KVKK Kamuoyu Duyurusu

21 Oca 2026 Duyurular

Kişisel Verileri Koruma Kurumu (“Kurum”) tarafından, mobil uygulamalar üzerinden gönderilen anlık bildirimlere ilişkin kamuoyu duyurusu yayımlanmıştır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“Kanun”) uyarınca mobil uygulama sağlayıcılarının veri işleme faaliyetlerinin, özellikle Kanun’un 4. maddesindeki genel ilkelere ve 5. maddesindeki işleme şartlarına uygun olması zorunlu tutulmuştur. Anlık bildirimler, kullanıcıya hızlı bilgi sağlamakla birlikte, kullanıcıdan alınan izinler kapsamında kişisel veri işlenmesine dayanmaktadır.

Kuruma intikal eden şikayetler üzerine yapılan incelemelerde, bazı mobil uygulama sağlayıcılarının kullanıcılarından tek bir onayla birden fazla amaca dair rıza alındığını ve hizmetin doğal parçası olan bildirimlerin, pazarlama içerikleriyle birlikte zorunlu tutulduğunu, kampanya ve reklam içerikli bildirimleri de kabul etme zorunluluğu getirdiği tespit edilmiştir. Kurum, bir hizmetin sunulmasının o hizmetle doğrudan ilgisi olmayan başka bir veri işleme amacına (pazarlama) rıza gösterilmesi şartına bağlanmasının, açık rızanın temel unsuru olan “özgür iradeyi” sakatladığını belirtmiştir.

Bir hizmetin sunulmasının, o hizmetle doğrudan ilgili olmayan veri işleme amaçlarına rıza verilmesi şartına bağlanması hukuka aykırı olduğunu belirterek Kurum, bu kapsamda “parçalı açık rıza” ilkesi gereği, her bir veri işleme amacı için ayrı ve bağımsız seçim imkânı sunulması gerektiğini belirtmiştir. Mobil uygulamaların teknik yapıları da bu gereklilikleri destekleyecek şekilde kurgulanmalı, kullanıcılara hangi tür bildirimleri almak istediklerini ayırt edebilme ve yönetebilme imkânı tanınmasının gerektiğinin altını çizmiş aksi halde, Kanun’un 12. maddesi kapsamında gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınacağını kamuoyuna duyurmuştur.

Duyuru metninin tamamına bağlantıdan ulaşabilirsiniz : (https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/8578/mobil-uygulamalar-uzerinden-gonderilen-anlik-bildirimlere-iliskin-kamuoyu-duyurusu )

1 2 3 5

Ara

+